Kanun Önünde Eşitlik Var!!! mı???

kanun önünde eşitlik var mı?

Bu yazımda da “Kanun Önünde Eşitlik nedir?” sorusunun cevabını; yine hukuki çerçevenin dışına çıkmamak kaydı ile inceleyelim dedim.

Öncelikle ülkemizinde taraf olduğu ve resmi gazetemizde 2000 yılında yayınlanarak iç hukuk kuralı haline gelmiş olan Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın konu ile ilgili maddelerine birlikte bir göz atalım.

“Madde 20. Herkes, kanun önünde eşittir.

Madde 21 1. Cinsiyet, ırk, renk, etnik veya sosyal köken, genetik özellikler, dil, din veya inanç, siyasi veya diğer her tünlü düşünce, bir ulusal azınlığa mensubiyet, servet, doğum, sakatlık, yaş veya cinsel eğilime dayalı her tünlü ayırımcılık yasaktır. 2. Avrupa Topluluğunu Kuran Antlaşmanın ve Avrupa Birliği Antlaşmasının uygulama alanı kapsamında ve bu Antlaşmaların özell hülkümlerine halel gelmemek kaydıyla, milliyet esasına dayalı her tünlü ayırımcılık yasaktır.

Madde 22 Birlik, kültür, din ve dil eşitliliğine saygı görterir.

Madde 23 Kadın ve erkek arasındaki eşitlik; istihdam, çalışma ve üçretleri de kapsayacak şekilde her alanda sağlanmalıdır.Eşitlik ilkesi, eksik temsil edilen cinsiyet lehine olan tedbirlerin muhafazasını veya kabul edilmesini engellemez.”

Anayasamızın kanun önünde eşitlik başlığı altındaki 10. maddesi ise aynen şöyledir.

“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

Keza Anayasa Mahkemesi bir içtihadında konu şu şekilde açıklanmıştır.

“Anayasa’nın 10. maddesinde, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar” denilmektedir. Bu kural, birbirinin aynı durumunda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir. Aynı durumda olanlar için farklı düzenleme eşitliğe aykırılık oluşturur. Anayasa’nın amaçladığı eylemli değil, hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz. Başka bir anlatımla, kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlar arasında, yasalara konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz. Durumlarındaki ve hukuki statülerindeki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerekli kılabilir.”

Daha sonra Anayasa Amahkemesi bir başka kararında ise yukarıdaki içtihada da atıf yaparak aşağıdaki şekilde bir açıklama getirmiştir.

“Eşitlik ilkesi, şekli hukuki eşitlik ve maddi hukuki eşitlik olarak iki anlamda yorumlanabilir. Şekli hukuki eşitlikten kastedilen kanunların genel ve soyut nitelik taşıması, yani kapsadığı herkese eşit olarak uygulanmasıdır. Anayasanın 10’uncu maddesinin, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa “imtiyaz” tanınamayacağı yolundaki ikinci fıkrası da bu anlamda bir eşitliği hedeflediği anlaşılmaktadır. Ancak şüphesiz ki, eşitlik ilkesinin anlamını şekli hukuki eşitlikle sınırlandırmak mümkün değildir. Maddi hukuki eşitlik, şekli eşitliğin ötesinde, aynı durumda bulunanlar için haklarda ve ödevlerde, yararlarda ve yükümlülüklerde, yetkilerde ve sorumluluklarda, fırsatlarda ve hizmetlerde eşit davranma zorunluluğunu içermektedir. Bu anlamda eşitlik ilkesinin ihlal edilmiş olup olmadığının anlaşılabilmesi için Anayasaya uygunluk denetiminde sadece kanunların genel ve soyut nitelik taşıyıp taşımadıklarının değil, onların içeriklerinin de araştırılması gerekir.”

Adalet ve kanun önünde eşitlik başlıklı TÜRK Ceza Kanununun 3. maddesi de aynen şöyledir.

MADDE 3. – (1) Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.

(2) Ceza Kanununun uygulamasında kişiler arasında ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir yahut düşünceleri, felsefi inanç, millî veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılamaz ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınamaz.

Dikkat edilecek olursa bu ilke birebir demokrasinin en önemli şartıdır.

Şimdi bana sorulan soruların bir kısmını burada sizle paylaşacağım. Herkes cevabı yukarıdaki hukuki açıklamalara göre kendisi versin.

Soru 1. Bir terör örgütü mensuplarına ülke dışına çıkmaları için müsaade edilip; yol açılırken; Silivri’de tutulan ve çoğunlukla eski askerlerden oluşan diğer terör örgütü mensuplarının cezaevi dışındaki mensuplarına da yurtdışına çıkışı için aynı uygulama yapılmalımı? Hem de illegal sınır geçişine müsaade edilerek.

Soru 2. Gezi Parkı’nda toplanan kişilere polisin yaptığı müdahalenin aynısı; toplantı ve gösteri yürüyüşü kanunda açık havadaki toplantıların hava kararmadan bir saat evvel sonlandırılması gerektiğini söylediğinden; Zeytinburnu’ndaki mitingde toplanan ve hava kararmasından bir saat evvel dağılmamış olanlara da yapılmasını gerektirmezmiydi?

Sağlıcakla kalın efendim.

Av. Yüksel YANGEL

Paylaş

Düşüncelerinizi Yazın