İştirak Nafakasının Uyarılması Nasıl Yapılır?

istirak nafakasının uyarılması nasıl yapılır

Son zamanlarda ekonomik durumlara bağlı olarak; bilhassa iştirak nafakasının uyarlanması; konusunda sorular artmıştır. Bu nedenle bu haftaki konu olarak iştirak nafakasının uyarlanması konusunu yine sizlerle birlikte inceleyelim istedim. İsterseniz daha anlaşılır olması için bir hikâye oluşturalım ve bu hikâye ye göre konuyu hem kanunlar hem de Yargıtay’ın bakış açısı ile inceleyelim.

Ayşe ile Ahmet bir boşanma protokolü ile anlaşmalı olarak boşanmışlardır. Anlaşmalı boşanma protokolüne dayalı bu anlaşmalı boşanma kararına göre Ahmet velayeti annesi Ayşe’ye verilmiş müşterek çocuk Fatma için aylık 300 TL iştirak nafakası ödeyecektir. Her sene bu iştirak nafakasını %30 oranında artırarak iştirak nafakasını ödemeye devam edecektir.  Ancak babanın işi ve geliri boşanma gerçekleşirken ki duruma göre daha kötü bir duruma düşmüştür. Aylık 2000 TL maaşla çalıştığı işinden ayrılmış ve ancak asgari ücretle yeni bir iş bulabilmiştir. Bunun üzerine baba Ahmet çocuğu Fatma için ödeyeceği iştirak nafakasının mahkeme tarafından onaylanmış ve hükme de yazılmış olan şekli ile %30 oranındaki artışın iptali ile TEFE oranında artış yapılması şekline uyarlanmasını talep ettiği davayı açmıştır.

Şimdi kanunlarımızın bu konu ile ilgili maddelerine ve Yargıtay içtihatlarının bu konuyu değerlendirmelerine birlikte göz atalım.

Türk Medeni Kanunu Madde 176/IV hükmüne göre: “Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.” Aynı şekilde 331.madde uyarınca; “Durumun değişmesi halinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.”

Yukarıda sözü edilen yasal düzenlemelere göre, iştirak nafakasının arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu gerektirmesi gerekmektedir.

Yargıtay ise içtihatlarında “Hakkaniyet bir bakıma adaleti deyimler. Fakat sevgi, anlayış ve hoşgörü duygularıyla paylaştırıcı ve denkleştirici davranmak, adaletli davranmaktan daha başka ve daha ileride bir anlam taşır. Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile şartları oluştuğu takdirde artırılabilir veya azaltılabilir. Aksi düşünce “güven” ilkesine aykırı düşer. Zira davacının sözleşme (protokol) ile elde ettiği statüye beslediği güven, dayalı borçlunun sosyal ve ekonomik durumunun bu özel statüyü koruyacak seviyeden daha aşağı düşmediği (kötüleşmediği) veya hakkaniyet bunu gerektirmediği sürece sarsılıp boşa çıkarılamaz. Ancak sözleşmeyle kararlaştırılmış ve hâkim tarafından onaylanmış olan iradın aradan çok az bir zaman geçtikten sonra indirilmesi isteminde bulunmak, hakkın kötüye kullanılması mahiyetini de arz edebilir. Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü protokolle üstlenen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması ya da azaltılması yönünde talepte bulunması da iyi niyet, doğruluk-dürüstlük ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz. Çünkü kendi kusuru (basiretsizliği vb.) ile mali imkânlarını zorlayan tarafın Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinden yararlanması söz konusu olamaz.” demektedir.

Peki, gelin şimdi birde Borçlar kanununa göre tekrar inceleyelim.

Borçlar Kanunu’nun 19. ve 20. maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmede, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden, sonradan bozulacak olursa (örneğin olağanüstü dalgalanmalarda edimler arasındaki denge alt-üst oluyor ve bu yüzden ifa aşırı derecede zorlaşıyorsa) güven sorumluluğu ve ivazsız iktisabın korunmazlığı ilkesi (Türk Medeni Kanunu Madde 2) gereğince sözleşme koşulları değişen maddi koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye Hâkimin müdahalesi gündeme gelecektir.

Tarafların mali durumlarının değişmesi, iştirak nafakasının arttırılması veya azaltılmasını gerektirebilir. Örneğin, alacaklının (davalının) yoksulluğu azalmış veya büsbütün ortadan kalkmıştır; ya da borçlunun (davacının) mali veya gelir durumu kötüleşmiştir. Burada, iradın takdirine (veya kararlaştırılmasına) esas olan şartları ortadan kaldıracak önemde bir değişiklik olması aranacaktır.

Türk Medeni Kanunu’nun 330.maddesinde “Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur. Nafaka her ay peşin olarak ödenir. Hâkim istem halinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.” Şeklinde iştirak nafakası düzenlenmiştir. Yine Türk Medeni Kanunu’nun 331.maddesi; ” Durumun değişmesi halinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.” hükmünde belirtildiği üzere, iştirak nafakasında artırım veya indirim istenebilmesi mümkündür.

Evet, sonuç olarak nafaka miktarının arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu öngörmesi gerekmektedir.

Paylaş

Düşüncelerinizi Yazın