Cedaw Bir Peynir Türü Değildir (Kadın Hakları)

çedaw bir peynir türü değildir

Kadın hakları üzerine hukuki bir inceleme

Önce uluslararası sözleşme ile başlayalım. CEDAW tüm Dünya’da kadınlara karşı ayrımcılığı önlemek için var olan; tek, yasal ve bağlayıcı sözleşmedir.
Anayasa 90. Maddesi son fıkrası, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında anayasaya aykırılık iddiası ile anayasa mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” demek sureti ile; uluslararası andlaşmaların, anayasamıza aykırılığını dahi iddia edemeyeceğimizi; kendi kanunlarımıza aykırı hükümler varsa kendi kanunlarımızın uygulanmayacağını ve bu andlaşmaların uygulanacağını belirtmiştir.

Peki bu çerçevede 1985’te taraf olduğumuz 1999’da 29 madde hariç çekincelerimizi kaldırarak olarak kabul ettiğimiz “KADINLARA KARŞI HER TÜRLÜ AYRIMCILIĞIN ÖNLENMESİ SÖZLEŞMESİ” kadınlara karşı ayrımcılığın tanımı nasıl yapmıştır.

“Bu sözleşmenin amacı bakımından “kadınlara karşı ayrımcılık” terimi siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel, kişisel veya diğer alanlardaki kadın ve erkek eşitliğine dayanan insan haklarının, temel özgürlüklerin, medeni durumları ne olursa olsun kadınlara tanınmasını, kadınların bu haklardan yararlanmalarını veya kullanmalarını engelleme veya hükümsüz kılma amacını taşıyan veya bu sonucu doğuran cinsiyete dayalı herhangi bir ayrım, dışlama veya kısıtlama anlamına gelir.”

Anılan sözleşme aşağıdaki başlıklar altında ayrıntılı hükümler içermektedir.

– Ön yargıların ve geleneklerin tasfiye edilmesi

– Kadın satışının yasaklanması

– Oy verme, seçilme ve katılma hakkı

– Hükümeti temsil hakkı

– Vatandaşlık hakkı

– Eğitim hakkı

– Çalışma hakkı

– Sağlık hakkı

– Ekonomik ve sosyal yaşamın diğer alanlarındaki haklar

– Kırsal alandaki kadınların hakları

– Hukuk önünde eşitlik hakkı

– Evlenme ve aile ilişkileri alanındaki haklar

KADINLARA KARŞI HER TÜRLÜ AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR SÖZLEŞMEYE İLİŞKİN SEÇMELİ EK PROTOKOL ise Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 6 Kasım 1999 tarih ve A/54/4 sayılı kararıyla kabul edilip 10 Aralık 1999 tarihinde imza, onay ve katılıma açılmıştır. Seçmeli Protokol 16. maddeye uygun olarak 22 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Seçmeli Ek Protokolü 9 Eylül 2000 tarihinde imzalamıştır. Seçmeli Protokol henüz Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmamıştır. Anılan sözleşmenin yukarıda belirttiğimiz 29. maddesindeki çekincemizin kalkması ve ek protokolün Meclis ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması sonrası Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi benzeri müracaat ve kararlar alma imkanına kavuşulacaktır. Her ne kadar bu imkanlar henüz olmasa da Türk mahkemelerinde hak arayan kadınlarımız bu sözleşme hükümlerinin uygulanmasını talep edebilir. Mahkemelerde hakkını alamayanlar henüz uluslararası arenada hak arayamayacak olsa da; o günlerde mutlaka gelecektir.

Evet mutlaka gelecektir ancak bu zaman sürecini kısaltmak için siz kadınlar ne yapıyorsunuz?

Aile içi şiddet denildiğinde her nedense sadece fiziksel şiddet algılanmaktadır. Hâlbuki şiddet kanunda fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik olarak tanımlanmıştır. Ancak toplumun büyük çoğunluğu bunu bilmez. İşte bu nedenle yine farklı bir bakış açısı ile bu konuyu değerlendirelim istedim.

          6284 sayılı kanunun 2. Maddesi b,ç ve d fıkraları aynen şöyledir:

b) Ev içi şiddet: Şiddet mağduru ve şiddet uygulayanla aynı haneyi paylaşmasa da aile veya hanede ya da aile mensubu sayılan diğer kişiler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddeti,

ç) Kadına yönelik şiddet: Kadınlara, yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı bir ayrımcılık ile kadının insan hakları ihlaline yol açan ve bu kanunda şiddet olarak tanımlanan her türlü tutum ve davranışı,

d) Şiddet: Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı, ifade eder.

Bu tür şiddete maruz kalanları içimiz sızlayarak sadece izleriz, hâlbuki içimizin sızlamasını engellemenin yolu vardır. İlla şiddete maruz kalan müracaat veya şikâyet edecek diye bir şey yoktur. Bakın aynı kanunun ihbar başlıklı 7. maddesi ise ne diyor?

İhbar

MADDE 7 – (1) Şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin varlığı hâlinde herkes bu durumu resmi makam veya mercilere ihbar edebilir. İhbarı alan kamu görevlileri bu Kanun kapsamındaki görevlerini gecikmeksizin yerine getirmek ve uygulanması gereken diğer tedbirlere ilişkin olarak yetkilileri haberdar etmekle yükümlüdür.

Bir de el âleme rezil olurum duygusu şiddete katlanma mecburiyetini insanları sürüklemektedir. Hâlbuki talebiniz halinde bunlardan kimsenin haberi olmayacaktır. Bakın kanunun 8. Maddesi (6) fıkrası ne diyor:

(6) Gerekli bulunması hâlinde, tedbir kararı ile birlikte talep üzerine veya resen, korunan kişi ve diğer aile bireylerinin kimlik bilgileri veya kimliğini ortaya çıkarabilecek bilgileri ve adresleri ile korumanın etkinliği bakımından önem taşıyan diğer bilgileri, tüm resmi kayıtlarda gizli tutulur. Yapılacak tebligatlara ilişkin ayrı bir adres tespit edilir. Bu bilgileri hukuka aykırı olarak başkasına veren, ifşa eden veya açıklayan kişi hakkında 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulanır.

Şiddete maruz kalanın haklarını sadece hâkimler vermiyor. Yasa bu konuda mülki amirlere ve kolluk görevlilerine de yetki veriyor.

          İşte kaymakamın alabileceği tedbirler:

Mülkî amir tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları

MADDE 3 – (1) Bu kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak aşağıdaki tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere mülkî amir tarafından karar verilebilir:

a) Kendisine ve gerekiyorsa beraberindeki çocuklara, bulunduğu yerde veya başka bir yerde uygun barınma yeri sağlanması.

b) Diğer kanunlar kapsamında yapılacak yardımlar saklı kalmak üzere, geçici maddi yardım yapılması.

c) Psikolojik, meslekî, hukukî ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmesi.

ç) Hayatî tehlikesinin bulunması hâlinde, ilgilinin talebi üzerine veya resen geçici koruma altına alınması.

d) Gerekli olması hâlinde, korunan kişinin çocukları varsa çalışma yaşamına katılımını desteklemek üzere dört ay, kişinin çalışması hâlinde ise iki aylık süre ile sınırlı olmak kaydıyla, on altı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının yarısını geçmemek ve belgelendirilmek kaydıyla Bakanlık bütçesinin ilgili tertibinden karşılanmak suretiyle kreş imkânının sağlanması.

(2) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birinci fıkranın (a) ve (ç) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de alınabilir. Kolluk amiri evrakı en geç kararın alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde mülkî amirin onayına sunar. Mülkî amir tarafından kırksekiz saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar.

          Polisin veya jandarmanın alabileceği kararlar ise şunlardır:

1. Koruyucu tedbir kararları;

a) Kendisine ve gerekiyorsa beraberindeki çocuklara, bulunduğu yerde veya başka bir yerde uygun barınma yeri sağlanması.

b) Hayatî tehlikesinin bulunması hâlinde, ilgilinin talebi üzerine veya resen geçici koruma altına alınması.

2. Önleyici tedbir kararları;

a) Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması.

b) Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi.

c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması.

ç) Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması.

          Ve işte hâkimin alabileceği kararlar:

Hâkim tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları

MADDE 4 – (1) Bu kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak aşağıdaki koruyucu tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir:

a) İş yerinin değiştirilmesi.

b) Kişinin evli olması hâlinde müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri belirlenmesi.

c) 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunundaki şartların varlığı hâlinde ve korunan kişinin talebi üzerine tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulması.

ç) Korunan kişi bakımından hayatî tehlikenin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde ve ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayalı olarak 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu hükümlerine göre kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinin değiştirilmesi.

Hâkim tarafından verilecek önleyici tedbir kararları

MADDE 5 – (1) Şiddet uygulayanlarla ilgili olarak aşağıdaki önleyici tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir:

a) Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması.

b) Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi.

c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması.

ç) Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılması.

d) Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması.

e) Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi.

f) Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi.

g) Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi.

ğ) Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi.

h) Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması.

ı) Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması.

(2) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birinci fıkranın (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de alınabilir. Kolluk amiri evrakı en geç kararın alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde hâkimin onayına sunar. Hâkim tarafından yirmidört saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar.

(3) Bu kanunda belirtilen tedbirlerle birlikte hâkim, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yer alan koruyucu ve destekleyici tedbirler ile 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre velayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında karar vermeye yetkilidir.

(4) Şiddet uygulayan, aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan yahut katkıda bulunan kişi ise 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla hâkim, şiddet mağdurunun yaşam düzeyini göz önünde bulundurarak talep edilmese dahi tedbir nafakasına hükmedebilir.

          Peki, kararları aldık da ya şiddet uygulayan bu kararlara uymazsa ne olacak?

Tedbir kararlarına aykırılık

MADDE 13 – (1) Bu Kanun hükümlerine göre hakkında tedbir kararı verilen şiddet uygulayan, bu kararın gereklerine aykırı hareket etmesi hâlinde, fiili bir suç oluştursa bile ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre hâkim kararıyla üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi tutulur.

(2) Tedbir kararının gereklerine aykırılığın her tekrarında, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre zorlama hapsinin süresi onbeş günden otuz güne kadardır. Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez.

Ekonomik şiddete mi maruz kaldınız; korkmayın devlet size anında maddi yardım yapıyor ve bunu şiddeti uygulayandan sonradan alıyor.

Geçici maddi yardım yapılması

MADDE 17 – (1) Bu kanun hükümlerine göre geçici maddi yardım yapılmasına karar verilmesi hâlinde, onaltı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının otuzda birine kadar günlük ödeme yapılır. Korunan kişinin birden fazla olması hâlinde, ilave her bir kişi için bu tutarın yüzde yirmisi oranında ayrıca ödeme yapılır. Ancak, ödenecek tutar hiçbir şekilde belirlenen günlük ödeme tutarının bir buçuk katını geçemez. Korunan kişilere barınma yeri sağlanması hâlinde bu fıkrada belirlenen tutarlar yüzde elli oranında azaltılarak uygulanır.

(2) Bu ödemeler, Bakanlık bütçesine, geçici maddi yardımlar için konulan ödenekten karşılanır. Yapılan ödemeler, şiddet uygulayandan tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde tahsil edilir. Bu şekilde tahsil edilemeyenler 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre ilgili vergi dairesi tarafından takip ve tahsil edilir.

Şiddetin olmadığı huzurlu bir toplum için haydi hep beraber ve el ele olalım.

Hangi hallerde bu yasa kapsamında değerlendirilip; hangi hallerde bu yasadan faydalanamayacağını bilemeyen kişileri biraz daha aydınlatabilmek maksadı ile bu konuyu biraz daha açalım.

​Bu yasa ile amaç oldukça genişletilerek; sadece aile içi şiddeti önlemek değil; bununla beraber kadınların, çocukların ve aile bireylerinin korunması da amaçlara eklenmiştir. Hatta kimilerine göre bu kanun; toplumun temel yapı taşı olan ailenin temeline konmuş bir dinamit olarak değerlendirilmekte; kimilerine göre ise halen oldukça yetersiz ve açıklamalar ile ek tedbirlere ihtiyaç olduğu değerlendirilmektedir.

​Bu kanunda şiddet, ev içi şiddet ve kadına yönelik şiddet ayrı ayrı tanımlanmak sureti ile sadece aile içi şiddetin dışına da uygulanacağı vurgulanmıştır. Örnek verecek olursak; bir kadın sürekli olarak sırf kadın olmasından ötürü bir şiddete maruz kalıyorsa; bu kanunun kapsamında olacaktır. Yolda giderken laf atmalardan tutunda telefonla yada internet mail, sosyal paylaşım ağları (facebook, twitter gibi) üzerinden rahatsız edilenler dahi bu kanundan faydalanacaktır. Sizi rahatsız edenin kocanız, eski kocanız, nişanlınız veya ayrıldığınız nişanlınız gibi kişiler olması dışında hiç tanımadığınız insanlar dahi size sürekli şiddet uyguluyorsa bundan faydalanabileceksiniz. Burada bir hususta dikkatinizi çekti sanırım; ERKEĞE YÖNELİK ŞİDDET tabiri yok. Yani ev içi şiddet dışında şiddete maruz kalan erkeklerin bu yasadan faydalanması mümkün değildir. Kadınların ise her manada şiddete maruz kalmasında bu kanundan faydalanması mümkün değildir. Yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı bir ayrımcılık ile kadının insan hakları ihlaline yol açan şiddete karşı bu yasa koruma sağlamaktadır.

​Ancak burada dikkat etmeniz gereken bir konu var. Yasa kuyucu bu kanunu hazırlarken kadınlara sınırsız olmamak kaydı ile erkeğe göre daha fazla koruma imkânı tanıdığının farkında ve bunu tesadüfen yapmadığını da vurgulamış. Kanunun 1. maddesinin ç fıkrasında “Bu Kanun kapsamında kadınlara yönelik cinsiyete dayalı şiddeti önleyen ve kadınları cinsiyete dayalı şiddetten koruyan özel tedbirler ayrımcılık olarak yorumlanamaz.” demiş.

​Bu nedenle bazı kişiler bu yasayı Anayasa’ya aykırı bulmaktalar. Ve hatta daha ileri giderek; toplumun temel yapı taşı olan ailenin temeline konulmuş bir dinamit olarak değerlendirmektedir. Bu hakları kullanmaya hazır olmayan bireylerin; bilhassa “Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz. Önleyici tedbir kararı, geciktirilmeksizin verilir. Bu kararın verilmesi, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeyi tehlikeye sokabilecek şekilde geciktirilemez.” hükmünü istismar ederek haksız geçici lehe durum yaratabileceğini ve bu durumun aileye zarar vereceğini savunmaktadırlar. Bu kişilere uluslararası sözleşmelerin yasalar hiyerarşisinde Anayasa’nın üstünde olduğunu belirtmek isterim. Bazı kesimler ise yasanın yeterince anlaşılır olmadığından; yeterince topluma anlatılmadığından ve yasada öngörülen şiddet önleme ve izleme merkezleri gibi konuların daha etkin işletilmemesinden yakınmaktadırlar. Peki eleştirilen bu konuyasada nasıl düzenlenmiş gelin ona bakalım. Bu konu ile ilgili yasanın 14 ve 15. Maddeleri aynen aşağıya çıkartılmıştır.

MADDE 14 – (1) Bakanlık, gerekli uzman personelin görev yaptığı ve tercihen kadın personelin istihdam edildiği, şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin olarak uygulanmasına yönelik destek ve izleme hizmetlerinin verildiği, çalışmalarını yedi gün yirmidört saat esasına göre yürüten, çalışma usul ve esasları yönetmelikle belirlenen, şiddet önleme ve izleme merkezlerini kurar.

(2) Kurulan merkezlerde şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin olarak uygulanmasına yönelik izleme çalışmaları yapılır ve destek hizmetleri verilir.

MADDE 15 – (1) Bu Kanun kapsamında şiddetin önlenmesi ve verilen tedbir kararlarının etkin olarak uygulanmasının izlenmesi bakımından şiddet önleme ve izleme merkezleri tarafından verilecek destek hizmetleri şunlardır:

a) Koruyucu ve önleyici tedbir kararları ile zorlama hapsinin verilmesine ve uygulanmasına ilişkin veri toplayarak bilgi bankası oluşturmak, tedbir kararlarının sicilini tutmak.

b) Korunan kişiye verilen barınma, geçici maddi yardım, sağlık, adlî yardım hizmetleri ve diğer hizmetleri koordine etmek.

c) Gerekli hâllerde tedbir kararlarının alınmasına ve uygulanmasına yönelik başvurularda bulunmak.

ç) Bu Kanun kapsamındaki şiddetin sonlandırılmasına yönelik bireysel ve toplumsal ölçekte programlar hazırlamak ve uygulamak.

d) Bakanlık bünyesinde kurulan çağrı merkezinin bu Kanunun amacına uygun olarak yaygınlaştırılması ve yapılan müracaatların izlenmesini sağlamak.

e) Bu Kanun kapsamındaki şiddetin sonlandırılması için çalışan ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapmak.

(2) Korunan kişilerle ilgili olarak şiddet önleme ve izleme merkezleri tarafından verilecek destek hizmetleri şunlardır:

a) Kişiye hakları, destek alabilecekleri kurumlar, iş bulma ve benzeri konularda rehberlik etmek ve meslek edindirme kurslarına katılmasına yönelik faaliyetlerde bulunmak.

b) Verilen tedbir kararıyla ulaşılmak istenen amacın gerçekleşmesine yönelik önerilerde bulunmak ve yardımlar yapmak.

c) Tedbir kararlarının uygulanmasının sonuçlarını ve kişiler üzerindeki etkilerini izlemek.

ç) Psiko-sosyal ve ekonomik sorunların çözümünde yardım ve danışmanlık yapmak.

d) Hâkimin isteği üzerine; kişinin geçmişi, ailesi, çevresi, eğitimi, kişisel, sosyal, ekonomik ve psikolojik durumu hakkında ayrıntılı sosyal araştırma raporu hazırlayıp sunmak.

e) İlgili merci tarafından istenilmesi hâlinde, tedbirlerin uygulanmasının sonuçları ve ilgililer üzerindeki etkilerine dair rapor hazırlamak.

f) 29/5/1986 tarihli ve 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümleri uyarınca maddi destek sağlanması konusunda gerekli rehberliği yapmak.

(3) Şiddet uygulayanla ilgili olarak şiddet önleme ve izleme merkezleri tarafından verilecek destek hizmetleri şunlardır:

a) Hâkimin isteği üzerine; kişinin geçmişi, ailesi, çevresi, eğitimi, kişisel, sosyal, ekonomik ve psikolojik durumu ile diğer kişiler ve toplum açısından taşıdığı risk hakkında ayrıntılı sosyal araştırma raporu hazırlayıp sunmak.

b) İlgili makam veya merci tarafından istenilmesi hâlinde, tedbirlerin uygulanmasının sonuçları ve ilgililer üzerindeki etkilerine dair rapor hazırlamak.

c) Teşvik edici, aydınlatıcı ve yol gösterici mahiyette olmak üzere kişinin;

1) Öfke kontrolü, stresle başa çıkma, şiddeti önlemeye yönelik farkındalık sağlayarak tutum ve davranış değiştirmeyi hedefleyen eğitim ve rehabilitasyon programlarına katılmasına,

2) Alkol, uyuşturucu, uçucu veya uyarıcı madde bağımlılığının ya da ruhsal bozukluğunun olması hâlinde, bir sağlık kuruluşunda muayene veya tedavi olmasına,

3) Meslek edindirme kurslarına katılmasına,

yönelik faaliyetlerde bulunmak.

(4) Şiddet mağduru ile şiddet uygulayana yönelik hizmetler, zorunlu hâller dışında farklı birimlerde sunulur.

Ve soruyorum? Sizce bunlar gerçekten gerektiği şekilde yapıldı mı ve yapılıyor mu? Topluma kamuoyuna yeterince duyuruluyormu? Ben de bunları yeterli görmediğimden bu yazıyı yazmak istedim.

Yaratanın doğurganlık kabiliyeti ile ödüllendirdiği kadınlarımızın toplumumuzda hak ettiği statüye kavuşması temennilerimle esen kalın.

Paylaş

Düşüncelerinizi Yazın